İdam edilmesine karar verilen bir tutuklunun yaşadığı duygu değişimini, ölümü kabul etmeye
çalışmasına rağmen yine de son anda bile olsa hala af edilmeyi beklemesinin
konu alındığı bu kitaptan altını çizdiğim yerlerden bazıları şöyledir:
Yargılayanlar ve mahkum edenler ölüm cezasının
toplumdan kendisine zarar veren ve daha sonra da zarar verebilecek olan birini
uzaklaştırmanın önemi nedeniyle gerekli olduğunu söylüyorlar. Sadece bu söz
konusu olsaydı, müebbet hapis cezası yetecekti. Öldürmek neye yarar?
Hapishaneden kaçılabileceğini söyleyerek itiraz edeceksiniz, öyle değil mi?
Nöbetçileriniz görevlerini iyi yapsınlar. Demir parmaklıkların sağlamlığına
güvenmiyorsanız, hayvanat bahçelerini açmaya nasıl cesaret ediyorsunuz?
Dürüst bir adam, iyi bir baba, iyi bir oğul, iyi
bir koca, iyi bir dost olabilir.
Manevi acının yanında fiziki acının ne önemi var?
Oysa yüreğimde cenneti taşıyordum.
Demek yaşamak istediğim tek yer olan o hafızadan
şimdiden silindim!
Hugo, V. Bir İdam Mahkumunun Son Günü.
İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Dönemin acımasız hukuk sisteminin konu alındığı bu kısa
kitap insana sorgulaması gereken şeyler olduğunu hatırlatıyor yasa nedir gibi…
Kitaptan altını çizdiğim yerlerden bazıları şöyledir:
‘’Ama ceza alacak kişinin kendini savunabilmesi
gerekirdi!’’
Yakından bilmeyenler için, her ceza birbirine
benzer.
Başkalarının işine karışmak, her zaman olumsuz
sonuç verirdi.
Lehte tanık her yerde gereklidir, hatta başka
yerlerde mahkemeden daha gereklidir, bu yüzden her yanda lehte tanık ararım.
Payına düşen kısacık zamandan bir tek saniye
yitirdiğinde ömründe yitmiştir çünkü. Ömrün, yitirdiğin o saniyeden uzun
değildir, daha doğrusu, tüm ömrün o yitirdiğin saniyeyle eştir, sadece o
kadardır. Bu demektir ki, bir yol tuttuğunda ne olursa olsun devam et; ancak
böyle kendini tehlikeye atmaz, kazanabilirsin. Belki sonunda düşmek de var; ama
henüz yolun balında geri döner, koşarak merdivenleri inmeye kalkarsan, o anda
yuvarlanır gidersin; olasılık falan dinlemez, kesinlikle yuvarlanırsın. Demem o
ki, bu koridorlarda bir şey göremedinse başka katlara çık, yukarıda da
bulamadınsa çekinme, daha üst katlara çıkan merdivene saldır. Sen çıkmaktan
vazgeçmezsen basamaklar bitmez, sen tırmandıkça ayaklarının altında
yükselip dururlar.
Yasalarımız sadece var sanıldıkları için varlar.
Yasanın ne olduğunu asla öğrenemedim.
Kafka, F. Ceza Sömürgesi ve Hukuk Öyküleri.
Altıkırkbeş Yayın.
Dava kitabının kahramanı bir sabah uyandığında
tutuklandığını öğrenir üstelik sebebi bile belirtilmeden. Kişinin tüm haklarının
göz ardı edildiği hukuk sistemlerine karşı da eleştiri içeren bu kitaptan
altını çizdiğim yerlerden bazıları şöyledir:
Kendilerine bu kadar çok güvenmeleri
aptallıklarından. Benimle ‘’aynı düzeyde’’ olan insanlara söyleyeceğim birkaç
söz, bunlarla yapacağım en uzun konuşmalardan daha etkili olacak ve her şeyi
aydınlatacaktır.
İnsan oyuz yaşındaysa ve benim gibi hayatla tek
başına mücadele ettiyse, beklenmedik olaylar karşısında sağlam durabiliyor ve
pek etkilenmiyor.
Benim başıma gelecek tehlikelerden bahsetmeyin,
ben ancak kendim korkmak istediğimde bir tehlikeden korkarım.
‘’İnsan hep isyan eder.’’
Önemli olan yolun yarısında pes etmemesiydi,
sadece iş alanında değil, her alanda yapılabilecek en saçma şey durmaktı.
‘’Hiç kimseye aldırma,’’ dedi avukat, ‘’ve
doğru bildiğin şeyi yap.’’
Başkalarının fikirlerini kontrol etmeden
kabul etme.
‘’Her şeyin gerçek olduğunu kabul etmek
gerekmez, gerekli olduğunu kabul etmek yeter’’
Mantık ne kadar sarsılmaz olsa da, yaşamak
isteyen bir insanın önünde duramazdı.
Kafka, F. Dava. İstanbul: Türkiye İş Bankası
Kültür Yayınları.
Kendisini insanların hayatını pozitif anlamda değiştirmek
için adayan bir Matematik Profesörünün konu alındığı bu kitap, iyi bir
öğretmene denk gelmenin, iyi bir yaşam
inşa etmenin neredeyse temelini oluşturduğunu anlatmaktadır. Kitaptan altını
çizdiğim kısımlardan bazıları şöyledir:
İyi öğretmenler yok. Bir şeyler öğretseler bile,
papağan gibi ezberletiyorlar. İnsanlara düşünmeyi öğretmiyorlar. Hayatın
anlamını çözmeyi öğretmiyorlar. Halk ruhunun gücünü hissettiremiyorlar. Ve
milyonlarca insan, tıpkı milyonlarca dönüm verimli toprağın el değmeden ıssız
bırakılması gibi, kendi haline bırakılıyor.
Kötü okullar, kibrit çöpü gibidir. Bir dakika
kadar etrafını aydınlatır ve sönerler. Halkın zihnindeki karanlık deryanın dağılması
için, büyük ve parlak fenerlere ihtiyaç vardır.
İnsan dediğin nedir? Canlı bir mum. Işık
saçmıyorsa, yanmıyorsa, yakılmadıysa değeri nedir?
Düşman topraklarından bir, iki, üç milyon
kişinin yaşadığı, büyük bir alanı kazandıran adama ne derler? Bir kahraman.
Bense daha fazlasını yapmak istiyorum. Benim bölgemde yaklaşık on milyon insan
yaşıyor ve ben onları cehaletten kurtarmak istiyorum. Düşünün, on milyon insan.
Koskoca bir ülke. Aydınlanmış olsalardı,
şu anda karanlık ve cehalet içinde olan on milyon insanın kaçı bilim insanı,
yazar, sanatçı, mühendis, mucit veya hayırsever olurdu?
Eğer herkes çalışmak isterse, yeryüzü cennet
olurdu.
Diğer insanların çevrelerini
güzelleştirdiklerini dinlemeyi seviyorsunuz. O halde neden kendinizi ve
çevrenizi güzelleştirmek istemiyorsunuz?
Her birinizin işlenmemiş, ancak değerli bir
insan cevheri olduğunu unutmayın.
Dünyadaki hiçbir iktidar, şişedeki şeytanın
gücüne ve sağlamlılığına sahip değil.
Günahtan daha güçlü olun!
Korkudan daha güçlü olun.
Öncelikle sizi, iyi olan her şeyi bir bataklık
gibi kurutan kötülüğe karşı savaşmaya davet ediyorum.
Petrov, G. İdealist Öğretmen. İstanbul: Koridor
Yayıncılık.
Ernest Hemingway’in orijinal adı Winners Take Nothing olan
kısa öykülerinin toplandığı kitabıdır.
Altını çizdiğim yerlerden bazıları şöyledir:
Bir canavardır ahlaksızlık , ürkünç çehreli.
‘Beyler, ya yöneteceksiniz ya da
yönetileceksiniz.’ Hepsi bu kadar.
Yaşamın vahşi doğasında yaptığımız yolculukta,
her birimizin ihtiyacı da olan inanç, sevgi ve umudu çoğaltmadan Doğal Tarihin
herhangi bir alanını incelemek mümkün müdür?
Kimsenin seni arkandan vurmasına izin verme.
Din, fakirlerin afyonudur.
Ben zavallı bir idealistim. Hayallerin
kurbanıyım.
Müzik de insanların afyonuydu.
İstenen olabildiğince az karışan bir devletti,
hep daha az karışan bir devlet.
İnsanlara
ne yapmak istiyorsunuz? ‘’Cehaletin içinden çekilip kurtarılmalılar.’’
Duygusal insanların hepsi hayatları boyunca
birçok kez ihanete uğrar.
Birileri öğüt vermeden de öğrenilmesi gereken
her şey kendiliğinden öğrenilir ve nerede yaşadığınızın da bir önemi yoktur.
Hemingway, E. Kazanana Ödül Yok. Ankara: Bilgi
Yayınevi.
Kısa hikayelerin oluşturduğu bu kitaptan altını çizdiğim
bazı yerler şöyledir:
Gönül mertliğinden daha iyi bir şey görmedim.
Elinizde bulunanla yetinin; başkalarının elinde bulunan şeyden de umudunuzu
kesin.
Dünya ham insanlarla doluydu.
Kötülük çamurlarını iyilik pınarlarıyla yıkamak…
İnsanlar çalışmalıydılar. Dünya ve ahretleri
için… Bu iki yönlü çalışma, mutlu kılardı insanı. Başkasından bir şeyler
beklemek ayıptı, günahtı. Çünkü Allah kol, kafa, akıl vermişti. Ercesine
çalışmak ve dürüst kazanç… Buydu iyi insan.
Dostluk paraya pula değil, ruha, duyguya
dayanmalıydı.
‘’Eğer cennette olmak istersen, herkesle dost
geçin. Hiç kimseye kin tutma, herkese alçak gönüllülük göster. Çünkü alçak
gönüllü olmak asıl sultanlıktır.’’
Herkesin hareketi, görüşü, bulunduğu makama
göredir. Herkes dünyaya kendi görüş
açısından bakar. Mavi cam, güneşi mavi gösterir; kızıl cam ise kızıl…
Şunun bunun ayıbını söyleyenlerin kendileri de
ilerleyemezler.
‘’İyilik
ettiğin kişinin şerrinden sakın’’ denilmiştir.
‘’Arayan sonunda bulur. Kurtuluş sabırdan doğar.’’
Mevlana ve Şems’ten Yüreğinizi Isıtan Hikayeler. İstanbul: Yakamoz Kitap/Sonsuz Kitap.
Erasmus’un dostu Thomas More’u eğlendirmek için yazdığı ve
ona adadığı bu ünlü eseri, kendini zeki sanan herkesi iğneleyici bir dille
eleştirmekte ve alay etmektedir.
Felsefe ile gülmeyi de birleştiren bu kitabın eşsiz
anlatımıyla zaman zaman kendinizi gülmekten alıkoyamayacaksınız.
Altını çizdiğim yerlerden bazıları şöyledir:
Benim bir cilam ya da herhangi bir
ikiyüzlülüğüm yok; ayrıca, kalbimde bulunmayan bir duygunun görüntüsüne alnımda
da hiçbir zaman rastlanamaz.
Doğum yerimi de bilmeyi isteyebilirsiniz;
çünkü bugün, bir çocuğun ilk çığlığı attığı yerin, soy sop açısından önemli
olduğunu düşünüyorlar.
En güzel hayat, bilgeliğe hiç bulaşmamış
hayattır.
Sadece delilik, gençliğin hızla geçişini
ağırlaştırır ve sıkıcı yaşlılığı uzaklaştırır bizden.
Maymun, erguvan sarındığında da maymundur.
Kendinden nefret eden biri, bir başkasını
sevebilir mi? Kendisiyle barışık olmazsa, başkalarıyla olabilir mi? Kendi
varoluşuyla usanmış ve yorgun ise, bir topluluğa hoşluk getirebilir mi?
İnsanoğlu kendini bilgeliğe ne kadar verirse, o
kadar uzaklaşır mutluluktan.
Günahlarınız, papazlara ödediğiniz parayla
değil; günah korkusu, gözyaşları, uykusuz geceler, yalvarışlar, oruçlar ve
diğer iyi eylemlerinizle affedilir.
Elindeki pergelle, üç eğri çizebilmeyi
başaran kendini Euclid sanır.
Bazılarının
yalnızca umudu vardır ve mutlu olmak için, gördükleri düşlerin yeteceğine
inanırlar.
Zamanımızın
prenslerine bakın bir; yasadan anlamaz; halk düşmanı; kösnü budalası;
özgürlükten, bilgiden ve gerçeklerden ödü kopan; memleketin yararını hiç
düşünmeyen; nalıncı keseri gibi kendine yontan birini bulursunuz.
Vergi
toplama haklarını korumak için, ellerine geçirdikleri her tür silahla
savaşmaları görülesi bir şeydir. Biçare halkı aldatıp kazandıklarının onda
birinden fazlasını almak isterler ve kendilerine eski kitaplardan pay kapmaya
çalışır nasıl da keskinleştirir gözlerini! Ama iş, topladıkları vergilerle
halka nasıl hizmet etmeleri gerektiğini anlatan bölümlere geldiğinde, körleşir
gözleri.
Bilgilendiğiniz
kadar, üzülür, öğrendikleriniz kadar mutsuz olursunuz.
Bilge
kederle, deli neşeyle doludur.
Bildiğiniz
gibi, kral saraylarında bilisizleri ve aptalları, zeki ve önemli kimselere
yeğlerler.
Grekler
eskiden: belleği geniş olan iyi konuklardan nefret ederiz, derlerdi.
Erasmus, D. Deliliğe Övgü. İstanbul: Oda
Yayınları.
Yarım çay bardağı yarım yağlı süt (tam yağlı da
tercih edebilirsiniz)
Yarım çay bardağı esmer şeker (bir çay bardağı
da tercih edebilirsiniz)
1 adet yumurta
1 paket kabartma tozu
1 tatlı kaşığı tarçın
3 yemek kaşığı oda sıcaklığında tereyağı
Yapılışı:
Bütün malzemeleri bir kapta karıştırın ve yoğurun. Yağlı
kağıt serdiğiniz fırın tepsisine küçük parçalar halinde yuvarlak yaptığınız
hamurları koyun. (Yaklaşık 16 adet çıkmaktadır) Önceden ısıtılmış 180 derecelik
fırında 20-25 dakika pişirin ve soğuduktan sonra servis yapın.
Tropikal meyvelerden olan Ananas hem çok lezzetli hem de
sağlık açısından oldukça faydalıdır.
Bu eşsiz meyvenin faydalarından bazıları:
Hücrelerin yenilenmesine katkı sağlar
Saç dökülmesini önlemeye yardımcıdır
Hipertansiyonun önlenmesine katkı sağlar
Bağırsak kurtlarının dökülmesine yardımcıdır
Diş sağlığı açısından çok faydalıdır, dişleri
güçlendirir ve çürümesini önlemeye katkı sağlar
Sinüzitin önlenmesine katkı sağlar
Kemiklerin güçlenmesine katkı sağlar
Bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkı sağlar
İçerdiği yoğun C vitamini sayesinde soğuk
algınlıklarının önlenmesine katkı sağlar
Bronşit hastalığının önlenmesine katkı sağlar
Not: Paylaşılan gönderiler bilgi vermek amaçlıdır. Her
insanın bünyesinin farklı olacağı unutulmamalı.
Sağlık açısından bir şikayetiniz olduğunda öncelikle kesinlikle
doktorunuza danışınız.