Sabahattin Ali – Sırça Köşk

Dönemin devlet yönetimine karşı eleştiri niteliğinde olan bu öykü kitabı zamanında yasaklı kitaplar arasına da girmiştir. Kitap sadece kendi çıkarları doğrultusunda yaşayan insanlara karşı direnmeyi ve hiçbir şeyi körü körüne kabul etmemeyi öğütler.

Kitaptan altını çizdiğim yerlerden bazıları şöyledir:

  • İstediğin kadar güzel resim yap…  Anlayan, kıymetini bilen olmadıktan sonra…’’
  • Ah, ben hayvanları çok severim. Bütün canlı mahlukları, hayatı, güzelliği, saadeti severim. Bahtiyar bir köpek bile benim içimi sevinçle dolduruyor. Ben karanlık şeylerden bahsetmek için dünyaya gelmemişim. İçim tatlı, sıcak, neşeli şeyler anlatmak isteğiyle yanıyor.
  • Namuslu adam kalmamış bu dünyada iki gözüm. Müslümandır, namazında, orucundadır, hakkımızı yemez diyorduk ama, biz onun hatırını saydıkça o, bizim tepemize bindi. Eh, artık çocuk değiliz, yemiyoruz bu numaraları, değil mi ya?..
  • İnsan dedikleri mahlukun, içinde neler kaynaştığını biliyor muyuz? Öyle anlar olur ki, en ummadığımız adam en beklemediğimiz şeyleri yapabilir.
  • Bu zavallıları dinledikçe, hallerine baktıkça, uğrunda savaştığım hakikatlere daha çok inanıyor, ahmaklığın, geriliğin ve namussuzluğun bir gün nasıl olsa yenileceğine daha çok güveniyordum. Yalnız, zayıf olmamak ve dövüşmekten yılmamak lazımdı.

Ali, S. Sırça Köşk. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

 260 total views

Nikolay Vasilyeviç Gogol – Üç Hikaye

İçinde Burun, Fayton, Kaput adlı Üç Hikaye bulunan kitaptır.

Kitaptan bazı kesitler:

Bu dünyada hiçbir şey sürekli değil.

Şu dünyada olmadık şeyler olur. Hadiseler de çoğu zaman inanılacak gibi değildir.

Bütün hayatı boyunca da insanların ne kadar insanlıktan uzak olduğunu, ince, tahsil, terbiye görmüş, kibar denenlerde, hatta inanır mısınız, soydan namuslu tanınanlarda bile ne canavarca bir kabalık bulunduğunu görür, tüyleri diken diken olurdu.

Diğerlerinin gözünde önemsiz gibi görünen bir mevki, her zaman, her yerde birtakım adamların gözünde önemli görünebilirdi.

Gogol, N. V. Üç Hikaye. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

 293 total views

Anton Pavloviç Çehov – Üç Yıl

Kitaptan bazı kesitler:

…  Aşk olmadan yaşanabileceğinden, tutkulu bir şekilde sevmenin psikozdan başka bir şey olmadığından, nihayetinde aşk denilen bir şeyin olmadığından, ancak sadece cinslerin fiziksel çekiminin varlığından ve yine buna benzer konulardan bahsetmişlerdi.

Bir insan hayattan tatmin olmadığı, mutsuz hissettiği zaman bu ıhlamur ağaçları, gölgeler, bulutlar, halinden memnun ve kayıtsız tüm bu doğal güzellikler ne kadar da bayağı geliyor!

Hayatınızı öyle koşullar altına koymalısınız ki çalışmak bir gereksinim olsun. Çalışmadan temiz ve mutlu bir hayata sahip olamazsınız.

Hala adalete ve iyiliğe dair inancım var, aptal idealistin tekiyim. Bu zamanda bu delilik değil de nedir?

…  -Burada tüm mesele elektrik oluşumlarından biriyle alakalı, -dedi. –Her insanın derisinin altında elektrik akımı içeren mikroskobik bezeler vardır. Elektrik akımları sizinkilere paralel olan biriyle karşılaştığınızda aşk ortaya çıkar.

Çünkü her kadın kalbi bir Şamil[1]’dir, -dedi.

Biliyorsunuz ki ben sizi aklınız, ruhunuz için seviyorum.

Sizin de diğerleri gibi aşağılık biri olmanız, bir kadında ihtiyaç duyduğunuz şeyin akıl ve zeka değil de beden, güzellik ve gençlik olması sadece rahatsız edici, acı bir durum…

İnsanın bir uğraşı olması gerek. ‘’Ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın’’ derler. Tanrı Çalışanı sever.

Elbette dahi bir yönetici değilim ama düzgün, dürüst bir adamım. Bu zamanda da böyle insanlar nadir bulunur.

Ben sadece yaşamak, düş kurmak, umut etmek, her şeye yetişmek istiyorum. Hayat kısa, değerli dostum. Onu dolu dolu yaşamak lazım.

Kısacası insanoğlu elinin altındakilerden hiçbir zaman memnun olmuyor.

Herkesten korkuyorum çünkü korkutulmuş bir anneden geldim dünyaya.

Tanrı sizi yakında yanına çağıracak. Onun katına vardığınızda size nasıl ticaret yaptığınızı ya da işlerinizin iyi gidip gitmediğini sormayacak; aksine insanlara karşı merhametli davranıp davranmadığınızı, misal hizmetçiniz ya da tezgahtarlarınız gibi sizden daha güçsüz olanlara acımasızlık edip etmediğinizi soracak.

Lakin hayatımda sadece bir kez mutlu oldum. O da gece vakti senin şemsiyenin altında oturduğum zamandı.


[1] Kafkaslar’da Rus karşıtı direnişin lideri.

Çehov, A. P. Üç Yıl. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

 309 total views

Altıncı Koğuş

Bir akıl hastanesinde doktor ile hastası arasında geçen çatışmanın konu alındığı bu eser Rusya’nın sorunlarına ve bunlara kayıtsız kalanlara bir eleştiri niteliğindedir.

Altını çizdiğim yerlerden bazıları şöyledir:

Kasabada yaşamak boğucu ve sıkıcıdır; yüksek ideallerden yoksun olan toplum zorbalıkla, kaba bir sefahatle ve ikiyüzlülükle çeşitlendirilmiş cansız, anlamsız bir yaşam sürdürmektedir. Namuslular kıt kanaat geçinirken, namussuzların karnı tok sırtı pektir. Okullara, dürüst yönetimi olan yerel bir gazeteye, tiyatroya, edebi toplantılara, entelektüellerin birlik olmasına ihtiyaç vardır. Toplumun bilinçlenmesi, dehşete düşmesi gerekir.

Dmitriç insanlar hakkında yargıda bulunurken farklı renkleri gözetmeden sadece siyah ve beyaz gibi keskin renkler kullanırdı. Ona göre insanlık namuslular ve namussuzlar olmak üzere ikiye ayrılıyordu: ikisinin arası yoktu.

‘’Asla dilenci olmam, hapse düşmem demeyeceksin.’’

Ve uyumuyorsa eğer vicdan azabı çekiyor demekti.

Kökeninde pislik barındırmayan iyi bir şey dünya üzerinde bugüne kadar görülmemiştir.

Bu dünyada insan aklının yüksek manevi dışavurumu dışındaki her şey önemsiz ve sıkıcıdır.

Şunu söyleyebilirim ki akıl, elimizde olan yegane zevk kaynağıdır.

Bence kitaplar notaya, sohbet ise şarkı söylemeye benziyor.

Hayat can sıkıcı bir tuzaktır. Düşünen bir insan olgunluğa eriştiğinde ve tam bir bilinç kazandığında kendini istensiz olarak sanki çıkışı olmayan bir tuzağın içindeymiş gibi hisseder.

Siz de biliyorsunuz ki onlarca, hatta yüzlerce deli özgürce dışarıda dolaşıyor, çünkü cehaletiniz yüzünden onları sağlıklı olanlardan ayırt edemiyorsunuz.

Hakikat galip gelecek ve bizim sokağımıza da bayram gelecektir!

Hayatınız muazzam bir şafak tarafından aydınlatılacak olsa da eninde sonunda sizi de bir tabutun içine çivileyip çukurun içine atacaklar.

İnsanın huzuru ve memnuniyeti dışarıda değil, içindedir.

Sıradan bir insan iyiyi ya da kötüyü dışarıdan, yani bir atlı arabadan ya da bir çalışma odasından bekler. Düşünen bir insan ise kendinde bulur.

Marcus Aurelius, ‘’Acı, acı hakkındaki canlı düşüncedir. Bu düşünceyi değiştirmek için irade gücü göster, onu silkip at, şikayet etmeyi bırak; acı kaybolup gidecektir,’’ demiştir. Gerçekten de öyle. Bir bilgin ya da sadece düşünen, kafası çalışan bir kimse, diğerlerinden tam da acıyı küçümsemesiyle ayrılır.

Demek ki ben acı çektiğim, memnun olmadığım ve insanların alçaklıklarına şaşırdığım için aptalım.

-Çocukken hiç dayak yediniz mi?

-Hayır, ailem bedensel cezalardan nefret ederdi.

Acıyı küçümsersiniz, ama parmağınızı kapıya sıkıştırdığınız vakit en yüksek perdeden inlersiniz!

Çehov, A. P. (2017). Altıncı Koğuş. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

 351 total views

Küçük Prens

Küçük Prens adlı kitap hakkında

Antoine de Saint-Exupery tarafından yazılan genelde sadece  çocuk kitabı olarak bilinen ama aslında çocuk yetişkin her yaşa hitap eden  çocukluğun konu alındığı, yaşamdaki sorunlara duygusal ve duyarlı açıdan yaklaşılan bir kitaptır. En çok satan ve çevrilen kitaplardan da biridir.

Kitaptan kesitler:

  • Okyanusun ortasında sal üstünde kalmış bir gemiciden daha yalnızdım.
  • İyilerin iyi tohumları, kötülerin kötü tohumları vardı. Ama tohumları kolayca göremezsiniz.
  • İnsan üzgün olunca günbatımının tadına daha iyi varıyor.
  • Sevdiğiniz çiçek milyonlarca yıldızdan yalnız birinde bile bulunsa yıldızlara bakmak mutluluğumuz için yeterlidir. ‘’Çiçeğim işte şunlardan birinde,’’ deriz kendi kendimize.
  • Zaten ben hiçbir şeyin gerçeğine varamadım şimdiye kadar. Yargılarımı sözlere değil, davranışlara göre ayarlamalıydım.
  • Kelebeklerle dostluk kurmak istediğime göre iki üç tırtılın kahrını çekeceğim elbet.
  • ‘’Eğer bir generale bir martı olmasını buyurursam sözü edilen general de dediğimi yapmazsa, suç onun değil benimdir.’’
  • En gücü de budur zaten.  Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha güçtür.
  • Kendini beğenmişler yalnız övgüleri dinler.
  • İnsanlarda da düş kurabilme gücü hiç yokmuş. Ne söylerseniz onu tekrarlıyorlar.
  • İnsanların tanımaya ayıracak zamanları yok artık. Aldıklarını hazır alıyorlar dükkanlardan. Ama dost satan dükkanlar olmadığı için dostsuz kalıyorlar.
  • ‘’Hep aynı saatte gelsen daha iyi olur,’’ dedi tilki, sözgelimi öğleden sonra saat dörtte gelecek olsan ben saat üçte mutlu olmaya başlarım.
  • ‘’Hoşça kal,’’ dedi.

‘’Hoşça git,’’ dedi tilki. ‘’Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.’’

  • Bir yerde bir kuyunun saklı oluşudur çöle güzellik veren,’’ dedi Küçük Prens.
  • Kederliydim ama onlara, ‘’Yorgunum,’’ dedim.

Kaynakça

Saint-Exupery, A. d. Küçük Prens. Can Çocuk.

 433 total views

Hachiko

Hachiko adlı kitap hakkında

Yaklaşık 100 yıl önce Hachiko adlı köpek ile  Tokyo üniversitesinde görev yapan bir profesör arasında başlayan dostluğun ve profesörün ölümünden sonra bile duyulan sadakatin, gerçek sevginin konu alındığı kitap. Profesörün ölümünden sonra bile sahibine duyduğu sevgiyle 10 yıl boyunca yılmadan en yakın dostunu beklediği tren istasyonuna her gün aynı saatte giden Hachiko’nun sadakat dolu hikayesi. Hachiko’nun da vefatı üzerine her yıl Japonya’da Hachiko adına anma töreni düzenlenmektedir.

Kitaptan kesitler:

‘’Ne iyi bir köpeksin Hachiko, sen tüm Japonya’daki en iyi köpeksin.’’

Benimle evlenir misin? Sana söz veriyorum, eğer evet dersen, Hachiko’nun, Profesör Ueno’ya bağlı olduğu gibi sana bağlı olurum.’’

Kaynakça

Newman, L. Hachiko. Yakamoz.

 397 total views