Altıncı Koğuş

Bir akıl hastanesinde doktor ile hastası arasında geçen çatışmanın konu alındığı bu eser Rusya’nın sorunlarına ve bunlara kayıtsız kalanlara bir eleştiri niteliğindedir.

Altını çizdiğim yerlerden bazıları şöyledir:

Kasabada yaşamak boğucu ve sıkıcıdır; yüksek ideallerden yoksun olan toplum zorbalıkla, kaba bir sefahatle ve ikiyüzlülükle çeşitlendirilmiş cansız, anlamsız bir yaşam sürdürmektedir. Namuslular kıt kanaat geçinirken, namussuzların karnı tok sırtı pektir. Okullara, dürüst yönetimi olan yerel bir gazeteye, tiyatroya, edebi toplantılara, entelektüellerin birlik olmasına ihtiyaç vardır. Toplumun bilinçlenmesi, dehşete düşmesi gerekir.

Dmitriç insanlar hakkında yargıda bulunurken farklı renkleri gözetmeden sadece siyah ve beyaz gibi keskin renkler kullanırdı. Ona göre insanlık namuslular ve namussuzlar olmak üzere ikiye ayrılıyordu: ikisinin arası yoktu.

‘’Asla dilenci olmam, hapse düşmem demeyeceksin.’’

Ve uyumuyorsa eğer vicdan azabı çekiyor demekti.

Kökeninde pislik barındırmayan iyi bir şey dünya üzerinde bugüne kadar görülmemiştir.

Bu dünyada insan aklının yüksek manevi dışavurumu dışındaki her şey önemsiz ve sıkıcıdır.

Şunu söyleyebilirim ki akıl, elimizde olan yegane zevk kaynağıdır.

Bence kitaplar notaya, sohbet ise şarkı söylemeye benziyor.

Hayat can sıkıcı bir tuzaktır. Düşünen bir insan olgunluğa eriştiğinde ve tam bir bilinç kazandığında kendini istensiz olarak sanki çıkışı olmayan bir tuzağın içindeymiş gibi hisseder.

Siz de biliyorsunuz ki onlarca, hatta yüzlerce deli özgürce dışarıda dolaşıyor, çünkü cehaletiniz yüzünden onları sağlıklı olanlardan ayırt edemiyorsunuz.

Hakikat galip gelecek ve bizim sokağımıza da bayram gelecektir!

Hayatınız muazzam bir şafak tarafından aydınlatılacak olsa da eninde sonunda sizi de bir tabutun içine çivileyip çukurun içine atacaklar.

İnsanın huzuru ve memnuniyeti dışarıda değil, içindedir.

Sıradan bir insan iyiyi ya da kötüyü dışarıdan, yani bir atlı arabadan ya da bir çalışma odasından bekler. Düşünen bir insan ise kendinde bulur.

Marcus Aurelius, ‘’Acı, acı hakkındaki canlı düşüncedir. Bu düşünceyi değiştirmek için irade gücü göster, onu silkip at, şikayet etmeyi bırak; acı kaybolup gidecektir,’’ demiştir. Gerçekten de öyle. Bir bilgin ya da sadece düşünen, kafası çalışan bir kimse, diğerlerinden tam da acıyı küçümsemesiyle ayrılır.

Demek ki ben acı çektiğim, memnun olmadığım ve insanların alçaklıklarına şaşırdığım için aptalım.

-Çocukken hiç dayak yediniz mi?

-Hayır, ailem bedensel cezalardan nefret ederdi.

Acıyı küçümsersiniz, ama parmağınızı kapıya sıkıştırdığınız vakit en yüksek perdeden inlersiniz!

Çehov, A. P. (2017). Altıncı Koğuş. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

 95 total views,  1 views today

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir